Isil Hakli
İkizim olsun adı Ilıksu olsun.

Bazen olmuyor mu sana da… Şu Enrique Iglesias’ın kliplerindeki gibi kavga etmek istiyorum ben. (bkz. takin’ back my love) Böyle vazoları fırlatarak… O duvarındaki en sevdiğin resmi böyle havuza atarak. Arabanı mahvederek. Elleri fazla kullanarak hatta ben İspanyolca kavga etmek istiyorum arada, daha bi eğlenceli sanki. Sen de aynen o klipteki gibi, kızın çenesinden böyle tutup sıkmak istemiyor musun, geldi mi o sahne gözünün önüne? Kız evde bağıra çağıra konuşurken lüks arabana atlayıp arkadaşın Usher’ın yanına o striptiz klube gitmek istemiyor musun? Şimdi diyorsun Usher şart değil ben arkadaşım Snoop Dogg’un yanına da gidebilirim onun da güzel bayan arkadaşları oluyor. Tamam, git nereye gidiyorsan git.

Ama biz öyle değiliz dimi? Ben kendime yakıştırmam öyle bağıra çağıra kavga etmeyi, vazoları kırmayı, ağlama krizlerine girmeyi… “güçlü” görüneceğim ya… Aklım sıra, “sen de kimsin, sen beni üzemezsin” imajı vereceğim ya… Bakma sen, sen de çıkıp gidemezsin ağlama krizine girmiş bi kızı o evde bırakıp. Zaten evini darmaduman etmiş, en sevdiğin tabloyu havuza atmış (ki tablo falan bağlamaz seni, sen arabanla ilgilenirsin sadece, o kadar entelektüel bi adam olaydın ben şu an bunları yazıyor olmazdım) bi kız karşısında o kadar soğukkanlı olamazsın yapıştırırsın ağzının ortasına iki tane.

Kız susar büyük bi ihtimalle.“Hadi görüşürüz” der, “sanki hiç bi şey olmamış gibi” davranır. Sen de öpersin kızı “hadi dikkatli git” dersin.

… Sonra eve gidince aklına gelir, tam ne söyleyeceğin gelir, gediğine konacak o cümle. Aklına geldikçe bütün gün, kafanda son sözü senin söylediğin bi kavga kurarsın. Ona şaşkın şaşkın şeyler söyletir, kendin en akıllı cümleleri kurarsın.

İşin en acı yanı… O zaten şaşkın şaşkın, ucu açık, saçma sapan şeyler söylemiş olmasına rağmen senin dilini tutmuş olmandır. Ki “dilini tutmak” benim için bayaa zor bi eylemdir… Tuttum ama, ne gözümü alabildim oyunundan, ne göze alabildim seni yenmeyi hesabı.

Çözüm: tam olarak bizim aynımız, iki tane olsaydı bizden.

Düşün bi, hepimizin bi ikizi olsa… Bizim yapmaktan korktuğumuz, irkildiğimiz her şeyi o yapsa… Hayat hep iki seçenek ve biz hep bi tanesini seçiyoruz. Bilmiyoruz diğerini seçsek hayatımız nasıl olurdu? Merak etmiyor musun? Ben ediyorum. Biz neyi seçtiysek ikizimiz diğerini seçse… Evet dediğimiz şeylere o hayır dese… Bak şimdi.

O akşam telefonda kavga ettiniz ya,”bunu yarın konuşalım sakin kafayla” demek yerine ki zorla dedin bu cümleyi biliyorum sırf sakin ve yapıcı görünmek için, telefonu yüzüne kapatsaydın ne olurdu?

Geçen gün hani arkadaşlarınla “o kız” hakkında konuşurken, sırf erkekler arasında “âşık mı oldun lan sen, oğlum gay misin?” laflarına maruz kalmamak için , “Oğlum adını hatırlamıyorum o da dün geceyi hatırlamıyor ;)” demek yerine sırf erkekler geçmişi çok hatırlamayan kızları sever diye… “yeri çok ayrı adı bende saklı unutamıyorum” deseydin nasıl olurdu? Sırf kızlar öyle geçmişten yaralı erkekleri sever diye… Kız psikolojide okuyor galiba ben öyle hatırlıyorum bilmiyorum uluslar arası ilişkilerde olabilir… İkisi de ilişki işte… İkisi de aynı…

Bak işte bizim aynımızdan bi tane daha olsaydı biz de görseydik nasıl olurdu hayat başka türlü… Belki hayatın bambaşka yaşanabilirdi. Önceki gün o çok sıkıldığın anda uyumak yerine öteki sen üstünü giyinip şehrin hiç bilmediği sokaklarını dolanmaya çıksaydı… Sen tırnaklarını hiç kırmızı oje sürülecek kadar uzatmıyorsun ya hani, manikürcüne “küt olsun sade olsun” diyorsun ya… Hep temiz temiz, öyle dibinden kesilince tırnaklar- biliyorsun değil mi?-sen “tek taş” alınacak kadınlardan biri olmuyorsun… Belki senin aynın uzatır işte o tırnakları, sürer kırmızı ojelerini. Ya da mesela şöyle bi şuh bakış atıp savuramıyorsun ya saçını, sen komik bulduğun için bunlar sende komik duruyor. Yapsan yaparsın da daha baştan tutamayıp kendini gülmeye başladığın için olmuyor ya… İkizin yollunun önde gideni olsa mesela, hayat daha kolay olurdu belki… Net olurdu da neyse.

Ya da mesela genç çocuksun bazen istemiyor musun ya lanet olsun diyip çekip gitmeyi… O kızı geride bırakmayı, o bölümdeki aptal grup arkadaşlarınla uğraşmaktan yorulmadın mı? Kıçı kırık bi “business idea” bulacağız diye iki saat toplanmak o insanlarla sana da zor gelmiyor mu?

“Ya kızım bi git allesen, bitti işte sıkıldım iki takıldık evlenecek halimiz yok ya” demek istemiyor musun bazen o arada gelip giden kıza, ama senin sallamadığın kıza, yani salladığın ama hani kafanda sallamadığın yani hani sallamak derken… Anladın işte… Kalp kırmayacağız diye bunaltmıyorlar mı adamı… İkizin kolayca defederdi o kızı belki… Rahat ederdin sen de.

İkizin senin gibi yapmasa sussa dinlese çocuğun anlattığı kavga hikâyelerini… Kız inanmasa da dinlemek gerektiğini bilse, erkeklerin kadınlara kahramanlık hikâyelerini anlatmayı sevdiklerini.

Ya da mesela ikizin bırakması gerektiğini düşünmese sigarayı. Çünkü bırakırsan, o filmlerde; arkada görünen, herhangi bi önemi olmayan, ehemmiyetsiz adamlar gibi kalırsın. Bi düşün o filmleri hep sigara içen adam/kadın ön planda… Seksi olan, kötü olan, acımasız olan, âşık olan hep onlar.

Virginia Woolf, yazı odasına çekildiğinde, bir önceki günden kalan sigarasını yakınca kesin önce berbat bi kömür tadı geliyordur ağzına, sonra ikinci nefeste açılıyordur mutlaka aklı. Bilinci akmaya başlıyordur… “Mrs. Dalloway” onunla konuşmaya başlıyordur…

Ama tabi kime anlatıyorum dimi? Virginia kim? Dalloway ne? Sen bi Ilıksu’yu bilirsin işte… O kadar… Ilıksu’lar da zaten tanımıyor Virginia’yı… Bi şey kaybetmezsin korkma. Onlar sadece sigarayı ellerinde seksi tutmaya çalışıyorlar. Tırnakları kırmızı ojeli, şuh bakışlı hepsi…

Ama işte insan bi yandan düşünüyor, belki de en iyisini sen yapıyorsun. Belki doğru seçenek senin seçtiğin. Belki de biziz daha iyisini yapabilen ikiz. Bizdik belki de eldeki avuçtaki vaziyetle olabileceğin en iyisini beceren. Bu hayat başka türlü yaşanmazdı belki de… “kim olsa aynısını yapardı” belki… Evden çıkıp gitmedin, çünkü kimse gidemezdi belki…

Virginia şöyle bi şey diyor Mrs. Dalloway’de; “insan bağışlanmalı, çünkü seçimler ya da tepkiler farklı da olsa onları tetikleyen bütün duygular aynı kaynaktan besleniyor, insandan. Ve bildikten sonra aslında hepimiz aynıyız.” İşte bu yüzden kızamıyorum ne olmayan ikizime ne sana.

Değiliz işte lan aynı! Biri demişti bana “sen olsan seni seçerdin” diye.

Ama işte hepimiz istiyoruz Usher gibi bi arkadaş, Enrique gibi bi sevgili… Akdeniz insanı iyi oluyor ya…7 Haziran’da Madonna geliyor, Ilıksu’yla gidersin belki bilet al.

  1. isilhakli posted this