Işıl Haklı
Master Chef

‘Akşam yemek yapıcam sana ;)’

Her genç kızın hayatında en az bir kere kurduğu cümle. En yemek yapmayı bilmeyen bile kurdu bu cümleyi. Mutfağında hala, o eline aldığın zaman bütün elini iflah olmaz bir nem kokusuna teslim eden ‘sarı bezi’ kullanan kızlar bile kurdu bu cümleyi. Kağıt havlu! Please!

Yemek diyip geçme, hakkaten önemli. Bir kaç seçenek var.  Ya Emine Beder olacaksın ki bu gerçekten yemek yapmayı biliyorsun demek. Ya Jamie Oliver ki bu yemek yapmayı biliyorsun demekten öte, evde Digiturk’un var Home Tv’ye para veriyorsun demek.

Eğer bu kızkıza bir yemek olacaksa, hiç sorun değil. Ne yapsan yenir. Tavada mantar, kabak, kırmızı biber çevir üzerine sarımsaklı yoğurt dök, kızlardan en az biri mutlara tabağın ve iki kadehin resmini çekip instagrama koyar. #huzur #bizdeböyle

Gelelim asıl konuya, bu bir çift yemeği olabilir, ya da yazdığın çocuk ve ya kız için organize edilmiş toplu bir yemek olabilir. İşte ozaman kritik!

Amaç ev yemeği yapmak değil karıştırma. Bu yaptığın ev yemeği değil. Ev yemeği için fasulyeyi akşamda ıslatman lazımdı. Acılı etli kurufasulye, yanına da turşu çıkarman lazımdı. Anası yapsa ekmekle gömülür içine ama sen yaparsan bazen ters tepebilir. Yıllarca kurufasulye, etli ıspanak yemeği ile büyümüş adam üniversite de tanışmıştır prosciutto’yla ama sen önüne kurufasulye koyunca bir anda seni ‘varoş’ diye tagler. Dikkat et. Mesela biri bana bamya yapsa ben baya mutlu olurum. Onu temizleyebiliyorsa, sabırlı çocuktur derim baş tacı ederim.

Korkma, entel yemeğin 3 temel noktası var.

Biberiye, salkım cherry domates ama salkımından ayırmayacaksın domatesleri ve kabuğu soyulmamış patates.

İlk adım Makro Center ya da Carrefour Express. Böyle bir yemeğin malzemesi Şok’tan alınmaz.

Ayaş domatesi aramıyoruz. Bize baby ıspanak, arpacık soğan, salkım domates, dal dal biberiye bazen kişniş, tane hardal, keçi peyniri falan lazım.

Balık işine girme. Ortalama bir erkeği yaptığın balıkla tatmin etme olasılığın çok düşük. Somon, palamut falan bunları balıktan saymazlar. İstersen git Norveç’te kendi elinle tut, yine de sallamaz. Hele sahil şeridinden gelme birine yapıyorsan balık, bittin. Ne yaparsan yap, Bostanlı’da bilmem nerenin barbunu kadar iyi yapamayacaksın. Adamın yaptığı da barbunu tavada kızartmak ha, öyle gurme bir şey arama yani.

Balığı geç, koktuğunla kalırsın. Bir de sonrasında helva, ayva tatlısı falan yapmayacaksan hiiiçç yarışa girme.

Ustalık taslayacaksın ama aslında olayın Big Chefs yemeği yapmak. Hepsini fırına atacaksın. Patateslerin kabuklarını soyma, dörde böl. Jamie tarzı bu. Büyük seviyoruz unutma.

Zeytinyağı, tuz, biberiye ile masaj yap onlara. Ama unutma bu çok önemli bir şey gibi davranacaksın.

Bir fırın kabı al içine patatesleri, arpacık soğanı, başka ne atmak istiyorsan at. Bazılarının patlıcana alerjisi olur ona dikkat et. Tavada etleri çevir biraz. Mühürle yani. Anladın ;) Onları da kaba koy biraz sıcak su koy ve altın vuruş için hemen üzerine de dal domatesi koy. At fırına.

Salata? Yani böyle yeşil ağırlıklı olacak ama domates kesmeyeceksin içine, avokado falan kullan.

Tatlı? Bu iş kritik, ben hiç girme derim. Orada da bir sınır var. ‘Beyaz Fırın’ kıvamında tatlı yapıyorsan ne güzel ama sanmıyorum. Ebru Şallı gibi meyvelerin üzerine bal dökersen de küfür eder çocuk. Cupcake erkek işi değildir. O bakımdan girme o işe.

Bırak tatlı yerine seni yesinler. Zaten bu yemeğin amacı karın doyurmak değil.

Şarabı sen alma, çünkü sen çok önemli yemek yaptın ya şarabı onlar getirsin. Bir şey yapıyor gibi hissetmeleri lazım unutma.

Şarabı ‘Selection’ seçerler mi bilmiyorum. Valla sana denk gelirse öylesi iyisin. Normal şartlarda sıradan bir kalecik karası da iş görür.

Kız dediğin yemeği yaptıktan sonra duşa girer, ve sonrasında ‘ev kıyafeti’ görünümünde ama yeni alınmış bol şalvar, şort, omzu düşük t-shirt falan giyer. Bunlar o kızın her zamanki ev kıyafeti değil. Unutma. Teyit etmek için Oysho yeni sezona bakabilirsin.

Yemeği kız yapıyor gibi anlattım, erkeksen net hamur açman lazım. Piza hamuru açabiliyorsan kazandın. Ama kız evdeyken yapacaksın. Ya da et işine gireceksin. Güveç falan da iş görür.

Yemek işi önemli, gidişatı değiştirir, yeni ilişkiler inşa eder.

Yemek yapana arkadan sarılmak vardır ki asıl amacımız buna ulaşmak zaten.

Afiyet Olsun!

3 Yıldır Haklıyım

Başlık biraz iddialı oldu farkındayım.

Genelde ezik şeyler yazıyorum gerçi ben, ‘kırgın bir kızın not defteri’ tarzında. Öyle mi sence? Valla öyleyse 3 yıldır okuyorsun o yaralı kuşu :)

Ne düşünürsen düşün bebeğim ben bugün burayı anlatacağım.

Ben öyle çok ünlü köşe yazarlarından değilim, bloğumu milyonlar da okumuyor. Gerçi Google Analitics sağolsun milyonlar olmasa da onbinler okuyor her yazıyı ;) En çok patlayan El Clasico’dur gerçi.

3 yıldır yazıyormuşum bu bloğu, Tumblr mail attı oradan öğrendim. 3 yıl önce yarın ilk yazımı paylaşmışım (Tik Tak Tik Tak).

Bakma, ben başladığım günü dün gibi hatırlıyorum ben yaşadığım yaptığım her şeyi dün gibi hatırlıyorum o yüzden başlamıştım zaten.

Unutmak insanın başına gelen güzel bir şeydir, benim başıma gelmedi.

Neyse, ben neden yazıyorum sen neden okuyorsun biliyor musun? Çünkü suçu inkâr etmenin en etkili yolu, karşı tarafın kafasına cevabı kendi zaaflarını ifşa eden sorular yerleştirmektir. Zaaflarımı yazıyorum. Bütün bu blog zaafları olan bir kızın yazdıkları değil mi sence de?

Başına gelenlerle dalga geçerek umursamaz gibi davranan ancak böyle saldıran birinin yazdığı şeyler değil mi sence de? Karşınızdakinin sizin hakkınızda gizlilik içinde düşündüklerini, cesaret edip yüzünüze söyleyemeyeceği hastalıklı fikirleri birden sahneye çıkartıvermek en etkili saldırıdır. Bunu sağlayabilirseniz rakip paralize olur. Yakalanma duygusu her zaman geri adım attırır insanlara, ihtimali bile yüz kızartır. Bu yüzden de mesela sen hiç okumamış gibi davranmıyor musun çoğu zaman?

Yazdığım her şeyi yaşamadım, yaşadığım her şeyi de yazmadım.  Sen de zaten yaşadığın her şeyden bahsetmedin her zaman.

Her ne kadar Google’a ‘sevişmek’ ‘yatakta kız’ falan yazınca benim bloğum çıksada aslında burası, hayattaki en büyük tehlikenin sevilmek, kendi sevdiğiniz şeyle olan ilişkinizin sağlıksızlaşması olduğunu anlatan bir yer.

 Tamam farkındayım ‘İdeal Gün’ diye bir yazı yazıp ‘Bir Erkeği Yatağa Atmak’ tan bahsedince çok öyle gibi durmuyor :)

Ben her ne kadar rahat olun salın gitsin desemde aslında burası, ‘seni sevmeyen birini sarhoşken arayamazsın, seni sevmeyen birini gece yarısından sonra arayamazsın, seni sevmeyen birini öğleden sonra bile arayamazsın, belki akşamüstü mesaj çekersin’ diyen bir yer.  Seni sevmeyen insanların olduğunu kabul etmen gereken bir yer.

Her ne kadar değişimden, vazgeçmekten, geride bırakmaktan bahsetsemde aslında burası,  ‘Ne kadar değişirsen değiş, yine de yaptığın şeylerin bedelini ödersin’ diyen bir yer.

One Night Stand’lerden, fuckbuddy’lerden, Hatunların Efendi Adam Yerine Piç Tercihinden’den, Chill Out Hayatlar’dan bahsetsemde aslında burası; bu çocukları nasıl kırdıklarını, nasıl kendilerine benzettiklerini, nasıl sakatladıklarını anlatan, sakatlanmadan büyüselerdi eğer nasıl insanlar olacaklarını merak eden bir yer.

Burası aslında ‘Paris çok güzel bir şehir’ demek yerine, iyi bir şeyi kötü söyleyen bir yer. (Kaltak Paris)

Kurban olmak, kalpsiz olmaya giden en kestirme yoldur. Kurban olduğunuzda iki seçeneğiniz kalır, ya insan posası olursunuz ya da biriken öfkenizle bir kalpsize dönüşürsünüz. Burası öfkeli bir yer. Gel gör ki o öfkeyle beraber erkeklere arada yüklenirken ‘Erkek Olmak’ın ne kadar zor bir şey olduğuna inanan bir yer.

Biriktiren ve normal kalmaya çalışan biri olarak, pek çok fırsattan bahsederken aslında Bazı Şanslar Bir Kereliktir diye bağıran bir yer burası, kolay değil. Çok zor bile değil. Beter. Çünkü bir de nasıl mücadele etmeniz gerektiğinin dersini vermeye kalkan bir yer burası. Sanki kendisi cevapları biliyormuş gibi…

Daha yazılacak çok şey var, daha ne büyük göğüslü ne parlak ten rengi çoraplı kızlar var, ne kırmızı pantolonlu ama Kurt Seyit değil sadece sokak köpeği olabilen erkekler var.

Daha çok kırılıcaz oğlum, daha ne dalga geçiceksin kötü yatak performanslarıyla. Daha dur, kız seni aldatacak ‘yok abi ben ayrıldım’ diyeceksin millete ama içinden bileceksin kızın başkasıyla yeni pozisyonlarını…

Daha çok ağlayacaksın,  haftanın 2 günü çok gülebilirsin ama gerisinde bir sürü tatsız şey düşüneceksin.

Yazarız hepsini rahat ol. Her şey için teşekkür ederim.

Unutma, bence sen de haklısın.

Usta Sen Ol Bu Sefer Çırağım Ben

Fantastik romanlarda geçer, ‘Ejderha derisine çok az şey zarar verebilir’ diye.

 O ejderha ile baş edebilmek için ya Arthur’un kılıcına ihtiyacın vardır ya da Arthur’un yüreğine. Kalınlaşmıştır yani o deri artık. Ustalaşmıştır.

Hayat kadını gibidir. Umursamaz seni, bu yüzden bir şey yapamazsın. Yapsan da zevk alamazsın aslında. Onun seni sallamadığını bilirsin.

Adı ‘hayat kadını’ ama ne kadar kendi hayatının ustası sence?

Usta olmak demek her şeyi görmek demek mi?  ‘Geç bunları’ demek mi? Ruhunu kaybetmek demek mi hayatta ustalaşmak?

Hiç sanmıyorum.  Ustalaşmak demek, anlamak demek. Sabretmek demek.

Aynı nasır tutmuş parmaklar gibi, kalbin de derisi kalınlaşır bu hayatta doğru haklısın. Evet öyle. Ama bak dikkat et bu bir daha kırılmaz demek değil.  Kırılır ama öyle kalmayacağını bilir demek.

Tecrübe demek, ‘bir daha yapmıcam’ demek değil. ‘Bir dahaki sefere ne yapacağımı biliyorum’ demek.

Hayatta usta olmak için yaşlanmana gerek yok. Afeti Devran olmana gerek yok.

Sadece zamanla sadece sabırla olmuyor ustalık. Bağlı kalmak lazım hayata. Hayatına bağlı kalmak lazım. Kendini sevmek lazım. ‘Zaten en iyi böyle yaşayabilirdim’ demek lazım giderken. ‘En fazla bu kadar sevebilirdim’ demek.  

Ustalık bazen severken bile gitmek demek, bazen severken gitmek gerek.

Sen derinin kalınlaştığını düşünürken, ‘bir daha bana bunun olmasına izin vermeyeceğim’ derken,  ‘nefretim o kadar büyük ki tadı ağzıma geliyor’ derken, duvarlar örüyosun etrafına.

Bir duvar örmek demek, insanları ikiye bölmek demek, o insanı ikiye bölmek demek. Unutma, kimse yanında bir parçası başka bir yerde birini istemez. Ne o öyle, Picasso tablosu gibi, vücudu oluşturan bütün uzuvlar var ama başka başka yerlerde.

Günün sonunda bir bakmışsın her şeyi bildiğini düşünen kızıl saçlı etine dolgun izmirli kadınlar gibi balkonda rakı deviriyorsun.

Ama yalnızsın. Unutma kimse isteyerek yalnız yürümez. Kendi seçiminmiş gibi yapma.

Neden peki? Zamanında Arthur kılıklı biri taş attı sana diye, derin kalınlaştı sandın. Oysa o gerçek bir kılıç darbesi bile değildi.  Sen bilge Gandalf oldun  sandın ama aslında dip boyası gelmiş birisine dönüştün sadece.

Hayatı öğrenmek zor evet haklısın, arada tribe girmek gerek haklısın. Arada yorgunmuş gibi yapmak lazım haklısın. Arada yarı yoldan dönmüş gibi davranmak lazım haklısın. Ama unutma hepsi bahane. Hepsi senin kendini ‘usta’ gibi hissetmen için birer bahane. Gel görki hepsi başkalarının gözünde usta gibi görünmek için birer bahane.

Kendi hayatının ustası olmak amacımız, en büyük ihtiyacımız sadakat.

Kendine sadık olmak gerek.

Kalbini tanımak, derini tanımak lazım.

Usta olmak demek, ‘yemem ben bunları’ demek değil.  Kalamarın tavası güzel oluyor ama bir de ızgarasını deneyelim demek.

Gerçek Arthur’lar gerçek kılıçlarla belki kendinin bile bilmediğin yerlerine saldıracaklar. Böyle bir kan kaybı yok belki. Bırak saldırsınlar. Sen kendini biliyorsun unutma. Küçük bir çırak olduğun günden beri o bedende yaşıyorsun. Çırağı olmayana usta denir mi?

Bu hayatta çabalayacaksın ve belki sonunda bir şey olacak. Bir şey olmama ihtimali yüzünden kalamar yemekten vazgeçme.

İt Olmak

We are all programmed to believe that if a guy acts like a total jerk that means he likes you”
He’s Just Not That IntoYou Beginning Scene


Tamam, biz bir yerde bir şeyleri kaçırdık. Kabul. Erkekler peki? Evet evet, sen. Şu kendini ‘The Wolf of Wallstreet’ sanan, senden bahsediyorum.

Sen daha nasıl ‘jerk’ olunur bilmiyorsun. Gelmiş burda bize köpek çekiyorsun.

Kıza geç cevap vermekle, pazar sabahı dün geceden kalma kıyafetler ile sabahın 8’inde 45 yıllık beton merdivenli bir apartmandan çıkıp taksiye binmekle olmaz o iş. Felsefesini anlaman lazım olayın.

Üniversitede hepiniz bu yola baş koydunuz. Gri eşofmanlar, uykusuz haller, kızlara yol vermeler, bel detayları… Orası çöplük, trash traffic unut orayı… Visit gelir ama satışa dönüşmez. Chuck Bass olmak için de para gerekiyor tabi, arada kaldınız… Şimdi sabah 8.30’da mesai yapıyorsunuz, bütün gün excel vlookup, pivot table… Ne anladım ben o çakaldan?

Bak ben çalışmana bir şey demiyorum zaten olması gereken bu. Ama böyle bir hayat yaşarken kızların karşısına gelip atar gider yapma gözünü seviyim. Kendin ol biraz. Sıkıldın Yemeksepeti’nden, istiyorsun biliyorum şöyle sulu acılı patates yemeği. Rol kesme.

Bak ben senin tarafındayım. Karşındaki ırk zaten duygusal, ağa düşer hemen. Sen böyle davranınca hiç çekilmiyorsun.

Bence ‘jerk’ erkek nasıl olur biliyor musun?

Bana sorarsan 27’den sonra olur. Biraz oturmanız lazım sizin, ev iş falan yoluna girmeli yoksa çarpa çarpa ilerliyorsunuz daha kendinizi tanımadan bir de çakal çukal davranmaya çalışıyorsunuz olmuyor zira. Gerek yok, piç olmak için 27’yi bekle sonrasında yapıştır derim ben ama şimdiden olucam diye tutturduysan başlayalım.

Bak şimdi; bir kere bir yeteneğin olacak, tamam excel yap bütün gün o sorun değil ama seni farklı kılacak bir şeye sahip olman lazım. Kızı şaşırtman lazım. Bu bütün filmlerin imdb notunu bilmek de olabilir, ata binmekte ne biliyim ne varsa elinde işte. Kendini bir şekilde konumlandırman lazım.

Kızlar büyüdü, o serkeş umursamaz adamlara it olma şansını dahi vermiyorlar artık. O yüzden hala o yolda ilerlersen kaybedersin. Şimdi bu devirde senin ilgili olman lazım. Mıç mıç olursan avın ürker. Kızın ipi uzun olacak. Anladın? Hani bilecek sen etrafta bir yerlerdesin ama öyle dibinde bitmiyorsun. Mesaj atacaksın, arayacaksın kızı. Sorumluluk sahibisin. Herkese karşı sorumluluk sahibisin ama sadece kıza karşı değil. Ailen, arkadaşların, işin, iş arkadaşların… Kısacası ‘sen sevilen birisin yaa’…

Olgun olman lazım. ‘Biz bu yollardan geçtik, artık doyduk’ tarzında takılman lazım. Ama bir geçmişin olacak, kız bilecek yani bir kaç isim. Ama artık o zamanlar geride kaldı her mini eteğe dönüp bakmıyorsun. Hani Rihanna güzel evet ama sen daha çok Riley Keough tarzı kızları beğeniyorsun. Hatta Marion Cotillard tarzı da olur. Victoria’s Secret izliyorsun oradaki kızlar da güzel, hatta baya güzel bunu kabul ediyorsun ama aklın ister istemez arkada çalan müziğe gidiyor ‘buna dubstep remix mi yapmışlar?’ diye soruyosun. Anladın mı olayı? Hani aslında senin ilgini çeken başka şeyler de var tüm olayın bombshell değil…

Buraya kadar gayet düzgün bir profil çizdik değil mi? Baya iyi eğer her şey böyle giderse. İşte ‘it olmak’ böyle bir şey. Bir şey yapmayacaksın. Meryem’e sen dokunmayacaksın, bırakıcaksın Meryem kendi kendisine dünyaya getirsin İsa’yı. Kız zamanla arıza çıkartır. O kadar rahatsın ki zamanla şüphe uyandırır. O kadar dürüstsün ki zamanla irite eder. Kızı onu sevdiğine inandıracaksın, ama sen eski kulağı kesiklerdensin en son neyi sevdin hatırlamıyorsun bile.

Ama tabi amacın buysa. Kızı seviyorsan susar otururum, derdin egonu tatmin etmekse yukardakiler gibi bir adam ol yeter.

Yani Pazar sabahı erkenden evden çıkıp gitme, kızı al kahvaltıya götür. One Night Stand’in sabahında kızı kahvaltıya götürürsen hem kız arkandan ‘öküz’ demez, tam tersi tutulur sana, hem de Pazar gününü kızla geçirmeden kolayca kurtulursun.

Unutma, üçüncü kattan düşmek de, yüzüncü kattan düşmek kadar hasar bırakır.

En yüksekten atmana gerek yok kızı, hatta sen itmeyeceksin kızı, bırak kendisi düşsün.

Kadınlar en çok kendilerinden başka suçlayacak kimse bulamadıklarında tutulurlar bu aşk belasına sen beni dinle.

Yalnız bunları yapmak zor bak böyle anlatırKen kolay geliyor da zor yani…

En temizi sev kızı gitsin, ya da hiç bulaşma… O seni kesin seviyordur oğlum aptal olma.

Kork Benden!

Harry Potter’ı okudun mu? Serinin en iyi kitabı kesinlikle 3. kitap. ‘Harry Potter and the Prisoner of Azkaban’, çocuk kitabı falan değil o.

Çocuklar örümcekten korkar, hayaletlerden korkar, gök gürültüsünden korkar. İhtimallerine şaşırırsınız.

Ama asıl mesele, çocuklar neden korktuklarını bilirler.

Kitapta ‘boggart’ diye sihirli bir yaratık var. Türkçe’ye ‘böcürt’ diye çevirmişler. Her neyse, bu böcürtün özelliği karşısındaki insanın en çok korktuğu şeye dönüşmesi. Saklı olduğu kutunun kapağını açıyorsun ve içinden senin en korktuğun şey çıkıyor.

Sen en çok korktuğun şeyi biliyor musun? Ya sen en çok yılandan korktuğunu sanarken kutudan bambaşka bir şey çıkarsa? Ya böcürt seni senden daha iyi tanıyorsa? Hiç düşünmediğin bir şeyden korktuğunu canlı canlı görürsen ne yapacağını biliyor musun? Ya korktuğunda yanında olmasını istediğin bir şey çıkarsa kutudan? En çok korktuğun aslında oysa?

Yani diyorum ki kabuslarında gördüğün değil de kabus görünce sarılmak istediğin şeyse ya korktuğun?

‘Onun ipiyle kuyuya inilir mi?’ denir ya bizde, Hollanda’da kastettiğimiz şeyi söylemek için şöyle soruyorlarmış: ‘Onun evinde saklanır mısın?’

Çok ağır değil mi laf, bana baya ağır geldi. Anne Frank yüzünden böyle diyorlar galiba.

Korktuğun şeyi anlayacak, mücadelenin anlamlı olduğuna inanan hadi inanmasa bile saygı duyan kimi tanıyorsun? Sen kendin korktuğun şeye saygı duyuyor musun? Korktuğun zaman sen kendinin yanında olmak ister miydin? 

Böyle ellerini nereye koyacağını bilmediğin zamanların olmadı mı hiç, ben mesela cepsiz şeylere dayanamam. İnsan ellerini nereye koyacağını şaşırıyor. Her şaşırmamda da şaşırmamış gibi yapıyorum. Zaman o kadar geçti ki, gözümün altındaki damara bile rol yaptırmayı öğrendim ben. Sen de muhtemelen. Korkmuyormuş gibi görünmeyi öğrettiler yani bize. Ama gel görki hala en rahat uyuma pozisyonu dizlerini karnına doğru çekip içine kapanmak aslında. Korktuğun kadar samimisin aslında.

Korku güzeldir. Sevgiden, aştan falan daha kuvvetlidir. Sırf korktuğun için hayatta kalabilirsin ya da sırf korktuğun için atlayabilirsin köprüden.

Birini anlamadığın zaman korkmuyor musun mesela, çözemediğin zaman. Ben korkuyorum. Benim, ‘nasıl bir özelliğin olmasını isterdin?’ tarzı sorulara verdiğim tek ve değişmez cevap ‘görünmez olmak’

İstiyorum ki bazen herkes oynasın ben uzaktan bakıyım.  İstiyorum ki bütün korkularını göreyim insanların. Bazen birini tanımak için en sevdiği rengi bilmenin hiç bir anlamı yok, en korktuğu şeyi bilmedikten sonra.

Gel gör ki kimse bilmiyor ki neden korktuğunu, kimse o kutuları açtırmıyor. Kimse aslında neden korktuğunu kabul etmek istemiyor. Neyi sevdiğini kabul etmediği gibi.

Blair Waldorf olabilirsin ama aslında en çok Chuck Bass’ten korkuyorsun. Kişi kendinden bilir çünkü. Bir yanın Chuck’ın evinde saklanmak istiyor ama bir yanın emin değil O sen de saklansa O’nu ele verir miydin bilmiyorsun.

Nejat İşler mesela, ölümden korktuğunu sanmıyorum. Zamanında bir röportajında şöyle demişti; “Mücadelenin gerçek olduğu bi yerde yaşamalıyım ben, mesela doğa. Burada mücadele gerçek. Buna katlanabilirim ama öbürüne kafam basmıyor.”

Sahtelikten korkuyor. Çünkü bence kendisi de biliyor bazen o alaycı gülümsemesinin altındaki ‘Kaybedenler Kulübü’ edebiyatçısının arada sahte olduğunu, rol yaptığını.

En çok kendin gibi olandan korkuyorsun çünkü bazen.

40 Things To Say Before You Die

Forbes geçen sene; “40 Things To Say Before You Die” diye bir yazı yayınladı. Linki paylaşacağım, yazının sonunda okursun. Ama önce beni dinle.

Maddeler baya güzel, ama çok ilginç bir şey yok. Zaten hergün farkında olmadan söylediğin bir sürü şey var içinde. Şimdi sen okuyunca muhtemelen ‘ya biz söylüyoruz zaten bunları hergün’ dersin.

Bu 40 cümle arasından kim kazanmış biliyor musun? ‘Seni Seviyorum’ falan değil korkma hemen, ‘iyi ki varsın’ falan da değil… The Notebook değil yani raad ol. 1. Sırada ‘I understand’ var. Şimdi diyorsun ‘ne yani bu önemli bir şey değil ki’

Hayır, bu hayatta önemli olmaktan ya da sevilmekten daha mühim bir şey varsa o da farkında olmak aslında. Kulağa kolay geliyor ama söyleyebilecek kadar inanmıyoruz bu cümleye çoğu zaman.

‘Mal mıyız biz, anlıyoruz her şeyi’ diyorsun şimdi. Hiiiiiiiç sanmıyorum. Bu zaten kişisel bir şey değil, biz toplu olarak bir şeyleri anlamıyoruz. İşimize mi gelmiyor, anlarsak gecenin sonunda sevişemeyeceğimizi mi düşünüyoruz, olur da farkedersek moralimiz mi bozulur sanıyoruz bilmiyorum da var bir mallık hepimizde.

Bak şimdi; kadınlar kendilerine umut verilmemesine rağmen umut edebilen tek canlıdır bu hayatta. O kadar yıl geçti, milyonlarca kitap yazıldı. Duygu Asena geldi geçti. Ece Temelkuran hala burada. Kadın dünyasını yazan, kadınları anladığını sanan boynunda atkısı ile Tuna Kiremitçi bile kitap çıkardı bizim hakkımızda ki karısını hamileyken İclal Aydın gibi biri için terketmiş bir adam kadınları ne kadar yazabilir?

Ama biz anlamadık olayı, hala umut ediyoruz bir şeyler için. Ne olduğu önemli değil. Kadınlar hep ‘aslında öyle değil’ sanıyor. Aslında tam olarak ‘öyle’. Anlamamak için elimizden geleni yapıyoruz. Farketmemek için.  Çünkü ancak böyle hayatta kalabiliyoruz.

Erkeklerde farklı değil bence. Sen hiç bir erkeğin kendi mallığı yüzünden oluşan bir olayın sonucuna karşı duyarlı olduğunu gördün mü?

Çok basit anlatacağım. Bir erkek bir kızı itse yanlışlıkla, kız düşse, o an kaldırır kızı ‘pardon yaa’ der. Hatta ‘pardon’ derse şükret.

(Erkekler özür dilemez kolay kolay ‘özür dilerim’ çok nadir duyulur). 

Güler bir iki, sen de bozuntuya vermemek için gülersin. Kızsın ya, gurur ağzından burnundan çıkacak. Neyse, bir daha o konuyu açmaz. ‘Kolun nasıl oldu?’ demez. ‘Seni de ittik ya bişi yok dimi bi yerinde’ diye sormaz ikinci kez. Hikaye basit, mesele itmek değil anladın olayı sen. Olayın üstüne gitmez, kendisine ders verilmesini istemez. Günün sonunda konuyu akışında yaşıyoruza bağlar. Hiç bir şey umrumda değil tavrını takınır, bu tavrı takınmak için sweatshirt kopşonuna ihtiyaçları var yoksa bu tavrı takınamıyorlar.

Hikayeyi uyarla her şeye. Erkekler bir şeyleri düzeltmek için uğraşmazlar. Sen düzeltirsen ses çıkartmazlar. Aslında farkında da işte kabul etmiyor. Çünkü bunu anlaması demek aynı zamanda ‘ya ben ne hıyar bi herifim’ anlamına da gelir. Oyüzden hiiiiiççç o topa girmez. Asla kendi kendine ‘I understand’ demez.

 Ama sen buna kafanda kılıflar uydurursun, kadınsın çünkü. ‘Ya şapşik utanıyor konuyu açmıyor heralde benim aramamı bekliyor’ diye ikna edersin kendini. Hala ‘aslında öyle değil’ diyorsun. Çünkü olayı anlaması nasıl onu ‘hıyar’ yapıyorsa senin de olayı anlaman aynı zamanda onun seni sevmediği anlamına geliyor, bu yüksek sesle söylendiğinde sana acı verdiği için anlamamayı seçiyorsun. Böyle bir döngü içinde yaşayıp gidiyoruz işte.

İşte bu yüzden bu hayatta her şeyin en başını seviyoruz. Çünkü insanları ciddi görmenizi sağlar başlangıç. İnsanlar hakkında pek fazla bir şey bilmediğiniz için onların size kendilerini anlatmalarına izin verdiğiniz tek yerdir başlangıç. Farkında olunacak bir şey yoktur. Hareketlere anlam yüklenmeyen tek yerdir orası.

İşte bu yüzden farkında olmak, bir şeyleri anlamak pek çok şeyden daha önemlidir. Ölmeden önce kendini kandırmamayı öğrenmen lazım yani işin özü bu aslında.

Seni seviyorumlar, kıyamamlar, iyiki varsınlar falan hep en tilki esnafların akşam tezgâhları. Önce kendisini anlamış sonra seni anlamak isteyen biriyle karşılaşmanız dileğiyle!!!

Forbes; http://www.forbes.com/sites/jessicahagy/2012/10/04/40-things-to-say-before-you-die/

Mülakat Sorularım

Bir sürü case study çözmüşsündür hayatın boyunca, ben çözdüm. Hem okulda hem iş mülakatlarında. Bir sürü sınava girdim ben, sende girdin. İngilizce, genel yetenek, öss… Hatta ben kreşe girerken de beni sınava aldılar. Tavşanın içini taşırmadan boyayabiliyormuyum diye. Boyamasaydım belki bana gerizekalı diyeceklerdi. Annem baya stresliydi hatırlıyorum, tavşan ne alemde diye.

Hatta tavşanı kırmızıya boyadım diye test sonucunda bana ‘çevresiyle ilgisiz’ dediler. Düşün bana? Farkında değilmişim, çevremi izlemiyormuşum. Hayatım etrafımı izlemekle geçti benim :)

Seni herkes tarafından kabul gören kalıplara soktular bu yaşına kadar. İstediğin kadar alternatif ol, ‘farklıyım ben’ diye dolaş ortada, yetenekli ol, ne biliyim o tavşanı 3 yaşındayken Van Gogh tarzında boyamış ol. Yine de McKinsey mülakatına gidip o case’leri çözeceksin. ‘Marketing’ ile bozduysan kafanı bir sürü ‘Creative idea’ üretmen gerekecek, hiç inanmasan bile.

Oysa ben kimseyi ‘case study’ ile tanıyabileceğime inanmıyorum. Çünkü bence, olmanız gerekenler ortadan kalkınca olduğumuz insanlar olacağız hepimiz. Olmamız gerekenler kafamızı çok karıştırıyor.

Çok basit, ama mesela ben bir insanın Pazar gününü nasıl geçirdiğine bakarak o insan hakkında baya bir fikir edinebiliyorum. Pazar en savunmasız gündür çünkü. Pazar günü durursun bir kendine bakarsın. Eğer huzurlu mutlu bir insansan en çok Pazar günü hissedersin bunu. Silver Lining Playbook’ta dediği gibi ‘The world will break your heart ten ways to Sunday.’

Durmak iyidir. Müzikte durak, nota değerindedir. Pazar günleri durur dünya. Durulur insanlar. Pazar günü iyidir. Pazar günü sana kendini verir.

Bak şimdi, o case’lerde, mülakatlarda sana sorulmayan sorular sorucam sana. Kendime de sorarım hep. Bu cevaplar tanıtır sana kendini. Bence senin, üçgen ve kareden sonra hangi şeklin geleceğine 3 saniyede karar vermeden önce kendinle ilgili aşağıdakilere karar vermen gerekiyor.

 en sevdiğin kelime?

-

nefret ettiğin kelime?

-

ne seni heyecanlandırır?

-

heyecanını ne öldürür?

-

en sevdiğin ses nedir?

-

nefret ettiğin ses nedir?

-

hangi mesleği yapmak istemezdin?

-

hangi doğal yeteneğe sahip olmak isterdin?

-

kendin olmasaydınız kim olmak isterdin?

-

nerede yaşamak isterdin?

-

en önemli kusurun ne?

-

sana en fazla keyif veren kötü huyun ne?

-

kahramanın kim?

-

en çok kullandığın küfür?

-

hayat felsefeni hangi slogan özetler?

-

mutluluk rüyan ne?

-

Sence mutsuzluğun tanımı?

-

nasıl ölmek isterdin?

-

öldüğünde cennete gidersen tanrı’ nın kapıda sana ne söylemesini istersin?

-

Soruları cevapla, sonra bir dur düşün. Cevabın yoksa, baya bir düşün. İnsan bir kez bir sınır geçince artık hangi sınırları geçeceğini hiç kestiremiyor. Kaybolduğun çöl, seni bulanla aynı olmuyor unutma.

Hayata ne verdiğine ve ne istediğine karar ver. Sen kendini 1.5 saatte anlatabilen biri misin?

1 Ocak Sabahı

Bak baştan anlaşalım o sabah evde altlarında iç çamaşırları üstsüz bir şekilde kanepede, yerde uyuyan kızlar olmayacak.  O kanatlı sırt çizgili ama ağır mal olan erkeklerinin birinin koynunda da uyanmayacaksın. Buzdolabının kapağı açık, mutfak tezgahında ki içki devrilmiş şıp şıp yere damlıyor falan öyle şeyler olmayacak. Şu hani ‘The sound you need’ var ya Youtube’ta.  Kızlar aşmış falan, ha işte onlar gibi kızlar da olmayacak. Hatta sen hiç öyle kız gördün mü canlı? Anladın?

Hayır bütün bunlar olmadığı gibi, öyle yeni bir başlangıç falan da değil o sabah. Asıl konu bu aslında. Her şey daha iyi, daha farklı olmayacak. Yani bir sabahla olacak işler değil onlar. Bir gece önceki dileklerin de gerçekleşmeyecek bence. Çünkü yanlış şeylere inanıp yanlış şeyler diliyorsun sen bu hayattan.

Yeni yıldan huzur mutluluk sağlık başarı falan isterken bir elinde ot bir elin de kızın memesinde  olursa o dilek gerçekleşmez. Zaten jenerik şeyler istersen hayattan, kapalı her kapıyı tek bir yolla çalarsan ya da hiç durup düşünmediysen ne hissettiğini bu hayatta unut sen 2014’te bir şeye benzemeyecek.

Bak şimdi;

Bir kitap var, The Collector. John Fowles’in kitabı. Kitap iki bölüm. İlk bölümde 1. tekil şahıs tarafından anlatılan olaylar, ikinci bölümde karşı tarafın, “kurbanın” ağzından anlatılır. İçiniz kararır, gerilirsiniz. İlk bölümde olayları direkt nedenleriyle okuruz. İkinci bölümdeyse Miranda’nın anlatımıyla nasıllar devreye girer ve taşlar yerine oturur. Caliban’dan yani sığlıktan, zevksizlikten, zayıflıktan tiksinir hale gelirsiniz. Evet doğru tahmin ettin, ilk bölüm erkek ikinci bölüm kadının ağzından. Mesele kadın erkek değil. Daha iyi bir yıl için bazen durup yaptığın hareketlerin karşı tarafa kendini nasıl hissettirdiğini düşün.

Aptal bir erkeğe güzel göğüslü bir kadın çekici gelebilir, ancak akıllı erkek için, zorluklara göğüs geren kadınksjksfkadjfıaekmfsakgmldşskfaşlsgfaisgçv….

Anladın mı? Saçmasapan laflarla uğraşma. Yukardaki zaten topyekün yalan ona bir şey demiyorum da hani genelde de aforizmalara klişelere göre yaşama hayatını. Başkasının gözlemlediği, yorum yaptığı bir konuyu kabullenme hemen. Bırak bi kendin gör önce olacakları yeni yılda.

‘İyiki var’ dediğin bir şey bul. Kahve kupası bile olur. Arada bir şeylere, birilerine sığınmanın kötü bir şey olmadığını anla. Bırak bir şeye ihtiyacın olsun. İhtiyaç duymak da ihtiyaç duyulmak da çok güzeldir, unutma.

Yıllardır seni tanıyan bir arkadaşının aslında seni hiç anlamamış olduğunu farkettin mi hiç. Bana oldu geçen hafta. Olayı hiç anlamamış. Geçen hafta farkettim. Benimle yarım saat önce tanışan birinin bana bakabileceği şekilde bakıyormuş bana. Geçen gün anladım.

Yeni yılda, insanlara kendini anlatmaya çalışma.  

İletişim, insanlar birbirini zorlamadan ve yormadan anladıklarında kıymetlidir. Günün sonunda herkes anlamak istediğini anlayacak, görmek istediğini görecek. Bazen farkında olmazsın ama birinin seni anlaması demek kendiyle ilgili bastırılmış bir sürü şeyi de anlaması demektir. Kendi canını yakmamak için seni de anlamamayı seçer. Bu hayatta dürüst olman gereken tek kişi kendinsin unutma.  Bütün fikirlerini sadece kendine dürüstçe söylemen lazım.  Hissettiğin şeyleri umursamayan insanlara anlatma.

Şiddetle inanırım, fikir özgürlüğü, sanıldığının aksine her düşündüğünü söyleyebilmek değil, gerçek fikirlerini gizleyebilmektir çoğu zaman.

Eğlen! Hayatına bak. O gece kızın biriyle tanışıp sevişmek istiyorsan seviş. Hoşlandığın çocuğa mesaj atmak istiyorsan at. Drama yaratma hayatına. İçinden geleni yaparken etrafındakileri kırma sadece. Karşılıklı her ne yapıyorsanız iki tarafında aynı hislerde olduğuna emin ol. Yani işin özü sen kızı fuckbuddy’in sanarken o seni erkek arkadaşı sanmasın. Got it?

Aşkı geç, ben bir erkek ve kadının birbirleriyle yatmak isteyip istemediklerine bile ilk 10 dakikada karar verdiklerine inanıyorum. Biri seni sevmediyse, sevmeyecektir. Cümleleri döndürme kafanda. Mesajları okuma baştan. Farklı bir anlamı yok hiç birinin. Kendini kimseye sevdirmeye çalışma bu yıl. Aklından çıkarma, sevmek ve değer bilmek ne öğretilir, ne genetiktir. İnsan sevmek ve değerini bilmek, kabiliyettir. Farklı bir yeteneği olmayan insanlarla uğraşma. Kabiliyetli insanları tut etrafında.

Hayat adil değil derler ya. Öyle değil bence. Adil bir yer. Bir yerde eşitleniyorsun. Hemen aklına intikam, karma falan gelmesin. Kendi içinde eşitleniyorsun. Vazgeçiyorsun, umursamıyorsun. Bir şekilde hayat sana kendini geri veriyor. İlla canını yakan şeylerin ortadan kaybolması gerekmiyor. Görmemeyi öğreniyorsun. Ex’in cayır cayır ateşlerde yanmasına gerek yok, etlerini tırnak makasıyla yolmana da gerek yok. Fiziksel acı, gece rahat uyuyamamak kadar etkili bir şey değildir. Bir gün herkes farkına varır bir şeylerin.  Belki senin de farketmen gereken şeyler vardır, bilmiyorum. İnsanlar seni hayal kırıklığına uğratıyor olabilir tamam, peki bir gün kalkıp gerçek hayal kırıklığının kendin olduğunu farkedersen? O zaman ne yapacağını biliyor musun? Sıra sana gelecek. Sıra muhakkak sana gelecek… Bugün anlamamayı seçiyorsun ya, yarın kafana vura vura…  Bunu bilerek gir 2014’e. Bir sene biterken o yıl yaptıkların geri de kalmaz. Yaptığın şeylerin sorumluluğunu al bu yıl. Büyü biraz. Öyle işte.

Doğal ol, kendin gibi ol, 2014’te…

Bir şişe şarabı beğenmek için tek bir yudum yeterlidir. Beğendiğini söylemek için şarabın bitmesini, şişenin kırılmasını beklemeye gerek yok.

Mutlu Yıllar! 

Hangimiz Tertemiz?

Asghar Farhadi’nin  filmlerinden birinde şöyle bir replik geçiyor. “Kötü bir son, sonsuz bir umutsuzluktan iyidir.” 

Bu geçiyor bu ara aklımdan. Yemek yaparken geliyor aklıma. Halbuki ben aklıma bir şey gelmesin diye yemek yaparım.

Şu bloğu yemek bloğuna çevirsem mi diye de düşünmüyor değilim. Daha bi ‘girly’ sanki ha. Hem yemek bloğu daha güvenli kız için. Dik başlı değil. Narin, naif. Daha bir ‘ideal kız bloğu’.

Yazık bize ya. Hakkaten. Ben baya acıyorum bize. Bak bu sefer ayırmayacağım erkek-kadın diye, farketmez çünkü. Bu konuda ikimiz de kötüyüz.

Bi haller var sende de biliyorum. Belli oluyor. 

Hani böyle baksan her şey yolunda ama saçma bir mutsuzluk var üzerinde. 

Gece dışarda o birayı içerken ‘sikerler ben neler gördüm geçirdim yemem bunları’ bakışı atıyosun, senden ateş isteyen sevişme çağındaki çocuğa. Halbuki yoruldun annem yoruldun gülüm biliyorum. Her şeyi kontrol etmekten, her şeyin bu kadar farkında olmaktan. Kızsın bir kere, sen ilgiye ihtiyacın olarak doğdun, istersen Florence Nightingale ol. Bırak çocuk en bildiği şekilde yavşasın sana. Hem verip vermeyeceğinden de emin değil niye büyük adımlar atsın sana. Seninkinde altın mı asılı. Bırak bi çocuk istesin ateş. Ama yok duramıyosun illa, anlayacaksın bileceksin her şeyi. Ama biliyorum ben niye böyle yaptığını, zamanında bi sallamamışlar seni de belli.

Hiç hesap yaptın mı kimbilir kaç kez kötü sonların hatta kötü bile değil sadece istemediğin sonların acısına katlanmaktansa saçma sapan konuşmaların, akışına bırakmanın metamfetaminiyle uyuşturdun kendini. (özellikle bunu seçtim Breaking Bad falan izliyosunuz ya)

‘Biz buraya iyi müzik dinlemeye geldik’ bakışı atıyorsun etrafa. Yakışıklısın, anladık deep house seviyorsun, üzerinde özenmediğini gösteren ‘giyindim çıktım, gece çıkarken süslenecek halim yok heralde’ diye bağıran ama aslında Beymen Blender’dan  159TL’ye alınmış yakası kayık beyaz bir T-shirt var anladık tamam. Ama erkeksin bir kere seni ‘turn on’ etmek için sigara için ateş istemek yeterli olur kimi zaman. Özünü niye inkar ediyorsun, bırak gülümse kıza. Ne oluyor yani kızı takmayınca, o akşam eve elinle dönünce noluyor. Ama yok illa Dj’lik yapan şu altında külot üzerinde bol bi t-shirt olan makyajsız da güzel efsane hatunlarla uyanıyorum imajı vereceksin. Lan o hatunlar senin 3 metrekare evinde niye uyansın hıyar.

Neyse, sonuç olarak yolunda gitmeyen bir şeyler var iki tarafta da. Sarıyoruz bloglara, tweetlere, Esra Erol’la dalga geçiyoruz ama hangimiz oraya çıkacak kadar cesaretliyiz tartışılır. Biz anca müziğin arkasındaki o ince detayı yakalayıp deri tayt ve düz bilekte bot giyinip, gri bol t-shirt geçirelim üstümüze özgüvenliyiz ya. Sonra da ‘duymamışım canım ya’…. Instagram resmini masaüstünden mi paylaştın peki?

Niye yaptık bunları biliyor musun, çünkü insan en çok kendine kıyamıyor. Kandırdık durduk kendimizi. İçtik içtik, hahah kıza bak ‘Sarı Tutku’ gibi dedik. (Youtube it, Ankara efsanesi). Çocuğun tipe bak maliyede memur gibi giyinmiş dedik. Adı da ‘mutluyuz’ oldu. Gel gör ki unuttuk,  bir insana kıymak da illa kafasına silah dayayıp tetiği çekmekle olmuyor. Gerçeklerin insandan gizlenmesi de bir tür cinayet aslında. 

Ben kaç kez sustum. Hislerimin yarattığı ruh hallerini gizledim. Her telefonda hiç bir şey olmamış gibi yaptım sesimi. ‘İyilik ya sen napıyorsun, aynen ben de çok yoğunum ya hiç vaktim yok’ dedim.  Her karşılaştığımda güldüm, hiç aklıma gelmemiş gibi. ‘Hadi ya, öyle mi oldu hiç bilmiyordum’ dedim. Çoktan konu üzerine kat bile çıkmışken. En yakın arkadaşlarımla adına whatsapp’ta grup bile kurmuşken.

Birine aşık olan insanlara, bununla beslenen insanlara, o yolun sonunda bir gün aynı kişiye duyacakları kırgınlıktan başka pek de bir şey olmadığını söylemedim hiç. Bıraktım, onları aç bırakan ben olmak istemedim. Demek ki bilmek istemiyorlar dedim. Acımızdan öldük oğlum biz. Ondan bu haldeyiz.

Ama biz böyleyiz dimi, kaçıyoruz. Anlamak istemiyoruz, şakaya vuruyoruz. Onun seni sevmediğinden kaçıyorsun mesela, hiç sevilmediğinden kaçıyorsun. O saçma işte çalıştığından kaçıyorsun. Vefalı olmaktan kaçıyorsun. Birileri için bir şey yapmış olmaktan ya da yapmaktan kaçıyorsun. İstiyorsun ki kimse dokunmasın sana ama sevilen biri ol. O kız seni sevsin, o çocuk seninle yatmak istesin (bu iyi bir şey mi tam bilmiyorum), 1.5 senelik kıçı kırık iş tecrüben ile ‘önemli biri’ gibi görünmek istiyorsun. Ama işin özü hep daha çok sevilmek istiyorsun. Birinin önceliği ol, biri vazgeçemesin senden istiyorsun.  

Çünkü tam onun saatleri. Suç sende değil aslında. Biyolojik saatin geldi. Aslında şimdi başlıyor ergenlik farkında değilsin. Önceki ergenlik dönemi kolaydı, burada anlaşılacak kim parkuru sırtında cesetsiz tamamlayacak. Bu sefer anlaşılacak senin nasıl bir insan olduğun.

Diğerinde derdin annen ve babanlaydı, ‘seni anlamıyorlardı’ ama şimdi derdin kendinle. Sen kendini yeteri kadar anlıyor musun? Ne istiyorsun biliyor musun? Anlamak istiyor musun ya da kendini gerçekten?

Anlamak yalnız kalmak demektir diye yazmış Yılmaz Erdoğan ‘Sen Hiç Ateş Böceği Gördün Mü?’ oyununda.

Yalnız kalmaktan korktuğumuz için mi çok anlamış gibi görünüp aslında anlamıyoruz acaba?

Bir Erkeği Yatağa Atmak

Bilinenin aksine bir erkeği yatağa atmak, bir kadını yatağa atmaktan daha zordur. Çünkü karşındaki oluşum kadın kadar karmaşık olmadığı için fazla drama karşısında kendisini geri çeker.

Avını bir kere ürküttün mü, bir daha o bayıra otlanmaya gelmez.

Aynı şekilde otunu yediği bayıra da bir daha kolay kolay geri gelmez.

Bak şimdi, tamam düzgün anlatıcam.

Erkekler iyi bir futbol maçını sekse tercih ediyormuş.

Ben yapmadım bu çıkarımı, birileri yapmış. Bence tam doğru değil, yani doğru da yeterince açıklanmamış.

Bak şimdi, focus grup falan hikaye. Gelsin bana sorsunlar. O yüz kişiyi düzgün dinlememişler. Kurgu yanlış bir kere.

Çünkü en başta bir kere erkek dediğin oluşum seçim yapmaz. Yapısına aykırı.

5 yaşındayken annesi, oyuncak ve spor ayakkabı arasında seçim yapmasını istediği zaman ağladı. 12 yaşında ödev yapmak ve sinemaya gitmek arasında seçim yapması gerektiğinde ödevini yapmadığı gibi sinemaya da gitmedi ve ertesi gün okula da gitmedi. 19 yaşındayken kız, ayrılmaları ve hareketlerinin değişmesi konusunda bir seçim yapmasını istediğinde tribe girip arabadan indi. Hem değişmedi hem ertesi gün ‘naber’ yazdı.

Bu hayatta ne istediğini bilen çok az insan var. Ondan bu haldesin zaten.

Erkekler de öyledir. Onların ancak ne istemediğinden emin olabilirsiniz, ne istedikleri dibsiz birer kuyudur.

Bir yere ona masaj yapmak için bekleyen, heyecandan dikleşmiş göğüs uçları saten babydoll’undan belirginleşen huzurlu, dingin Rosie Huntington-Whiteley koy. Bir de böyle easy going bir şey koy, erkeğin tuttuğu takımın formasını giydir kıza. Hani kız öyle güneşte kalmış kaşar değil ama hani gideri olsun biraz anladın sen. Eli ayağı durmayanlardan. İki esprisine gülsün, ‘kolay lokma’ değilim tribine girsin, arada gülümsesin. Bak ikisi de sadece takılmak için haa, hani öyle ciddi bir ilişkiden bahsetmiyorum. İkisi de hazır beklesin. Kafası karışır, mala bağlar. Hangisini seçeceğini bilemez. İkisini de bırakır, gider dürüm yer.

Bak yapar bunu, şaka değil.

Tamam neyi istedikleri konusunda kafaları karışıktır bunların ama, neyi istemediklerini çok iyi bilir erkekler.

Niye dürümü seçti biliyor musun? Karmaşa, drama istemiyor. Zevk duyduğu bir şey için bile seçim yapmak, iki kız arasında gidip gelmek olayı karıştırır. Seks eğer gelişine güzelse güzeldir onlar için. Aynı anda birden fazla kız yok, varsada ortada seçim, yalan rüzgarı yok, kız dünden razı bir de gelmiş kucağına oturmuşsa ancak o zaman dürümden vazgeçer. Sekse giden yolda efor sarfetmeyecekse, inisiyatif almayacaksa güzeldir o yol.

Ben çok severim, bi film vardır. ‘Music from Another Room’ diye. Filmde bir laf geçer. “Aşk yan odadan gelen müzik gibidir ve ayarı senin kontrolünde olmadığı için güzeldir.” Laf aşktan bahsediyor gibi görünüyor ama bence erkeği de anlatıyor. Karşındaki erkeğin kontrolü sende olmadığı zaman güzeldir aşk.

Erkek de böyle işte, akışına bırakınca zevk duyar kızdanda, sekstente, aşktanda.

Bilinenin aksine erkekler oyun oynamaz. Çünkü oyun onların eliyle oynadıkları gibi oynanmaz. Bilirler. Oyunun sadece git geli yoktur, daha karmaşık bir iştir o.

Erkekler hayatlarına bakar, ondan zordur onları yatağa atmak. Bir kız bir erkekle yatarken milyonlarca şey düşünür. bi laf var ya hani, “Eski sevgiliniz sizi izliyormuş gibi sevişin!” Erkek adam bunu yapmaz. Çünkü sağlıklı bir erkek o esnada bırak düşünmeyi, önünü bile göremez.

Anladın mı konuyu? Ondan işte futbol maçını tercih eder. Çünkü neyi istemediğini biliyor. Kalp kırmakla suçlanmak istemiyor. Ondan mesela telefonlara falan çıkmazlar bazen. Derdi kızla değil. Hatta bundan 5 yıl sonra o kızla evlenebilir bile. Şuursuz biraz.Yani o telefonu açıp açmaması kızı isteyip istememesi demek değildir. Huzursuzluk istemiyor. Kadın özellikle açar o telefonu mesela, kavga etmek ister çünkü.

Erkekler bu hayat konusunda kadınlardan daha akıllı,

Hayat sürekli kızgın ve tetikte yaşanmayacak kadar kısadır. Ve erkekler korkarım bunun kadınlardan daha çok farkındadır.

Dürüm de çoğu zaman hayat kurtarır. (Soslu-soğanlı)

Hep ince giyiniyorsun, ondan.

‘Bu havalar çok tehlikeli’

Aynen, çok tehlikeli.

Bir iki güne ısınacakmış hava, bence biraz daha böyle devam edebilir. Ne demişler madem yaptın bir hayır, bari bacakları tam ayır.

Hastasın muhtemelen, zaten değilsen de öyleymiş gibi davranıyosundur. ’Bir kırgınlık var üzerinde’ biliyorum. Zaten gerçekten hastaysan yandın, kimse ilgilenmez seninle. Gerçek bir hastaya bakmak göt ister biraz. Öyle, Yemeksepeti’nden söylenen çorbayla olacak iş değil o. Neyse işte ne diyordum, o kırgınlık soğuk havadan değil. Başka bir şey o kırgınlık.

Şimdi biliyorum deri ceket kadar cool bir şey değil bugün üzerine giyindiğin şey. Dün gece Taksim’de deri ceket salaş yakası açık beyaz bir t-shirtle dolaşamadın muhtemelen, o boynundaki büyük şal yüzünden kimse göğüslerinin güzelliğini göremedi. Üşüyen erkek de lanet olsun ki yorgun ve uykusuz erkek kadar karizmatik bir şey değil. Üşüyen erkek hakkaten baya kötü bir şey şimdi düşündüm de. Hulk olmasın tabi de, ona göre giyinsin. Tir tir titremesin karşında. Mabel Matiz gibi, kesin üşüyordur o. Of neyse, bir dağıtma beni. Yani bu soğuk hava kısacası totally fucked up!

Çünkü tam soğuk değil, Ocak ayı olsa mesela işin kolay. Giyersin şu vücuduna yapışan beli kuşaklı paltonu açarsın saçlarını. bir tarzın olur. Nazan Öncel klibi gibi. Erkeksen de kaldırırsın şu tüvit paltonun yakalarını, ellerin cebinde takılırsın etrafta. Jude Law gibi. Şu filmdeki gibi, neydi adı ‘Holiday’…

Ama işte o kadar soğuk değil hava. Ne giyineceğini bilmediğin için hastasın. Ondan tehlikeli bu hava. Bilmediğin için hastasın.

Sana ne oldu bilmiyorsun. Kabus görünce bir süre kıpırdayamazsın ya. Gözünü açarsın ama kolunu oynatamazsın hani. Hani farkındasın aslında her şeyin ama gidip bir su içemezsin bir süre.

Arada derede zordur durum çünkü biliyorum. Kısa saçın biraz uzaması gibi. Uzun değil, kısa hiç değil. Zaten bir Rihanna değilsin. Ondan hastasın.

Net olmak çok kolay bir şey değildir bu hayatta, ondan bu kırgınlığın.

Hava da ondan böyle. Ondan ‘bahar’ diye bir mevsim var. Herkesin içinde sadece yaz ve kış olmadığı gibi havanın da arada ‘net olmamaya’ ihtiyacı var. Bazı şeylerin onun için tam olarak ne ifade ettiğini düşünmemeye ihtiyacı var.

Gel gör ki hasta eder işte adamı. Bir kere hasta olunca bu mevsimde üç hafta iyileşememen bundan işte. Net değil. Yazık bir şey gelmiyor elden. Beta değilsin, iki penisilinle düşmeyecek ateşin. Gripsin lan işte. İlaç olmayan ilaçlar kullanman lazım. Pastil, burun spreyi… Yani uyumanı kolaylaştıracak şeyler kullanıyorsun. İyileşebileceğin şeyler değil.

Biri, ‘aşkı geçtik gözünü açabilirsin’ diyene kadar iyileşemeyeceksin. Havanın iyice soğumasını beklemen lazım iyileşmek için. Çünkü her leke kendisiyle çıkar. Daha soğuğu gelene kadar, hastasın. Hava seni rahat bırakana kadar, hastasın.

Gel gör ki havanın da işi zor. Balkanlardan gelen soğuk hava dalgasının aslında önemli bir şey olduğunu biliyor. Ama işte onunla ne yapacağını bilmiyor. Acemiliğine geliyor. Bir yalpalıyor yağmur olarak kullanıyor onu, sonra sert bir rüzgara dönüştürüyor. Acemiliğini atması için baharı kullanıyor işte anlasana. Staj gibi kullanıyor seni, pardon baharı.

Staj dönemi sayesinde; bir gün bir Ocak ayında, karşısına çıkan ‘soğuk hava dalgasına’ nasıl davranması gerektiğini öğrenmiş olacak. Ve işte ozaman o hava bu kadar kırıcı olmayacak.

Bazen kıymetli bir şey bulursun. Sonra bulduğuna pişman olursun. Çünkü nereye koyacağını bilemezsin.

Bugün eğer hastaysan, kıymetli olmadığından değil aslında. Havanın acemiliğine denk geldin sen. Ne yazık ki senden sonra gelen, net bir mevsime denk gelecek. Ne şans ama. Sen ateşler içinde yandığında kalacaksın. Pastil de iyi gelmiyor zaten.

Bahar asla gözlerine bakıp sen benim için ‘busun’ demeyecek. Halbuki sen öğretmiştin ona iyi bi hava olmayı. Soğuk hava da iyidir. Eğer gerçekse. Üzerinden ne kışlar ne yazlar geçtikten sonra bile seni karşısına alıp sen benim için ‘buydun’ da demeyecek. Ama muhtemelen sen onun gözlerine her baktığında kendi cenazeni seyrediyor olacaksın. Sen ne olduğunu, ne ifade ettiğini hiç bilemeyeceksin. Grip olmuş diyip geçecekler.

Sonra bir gün, bugün mesela. Hastasın ya, kimse de yok yanında. Boğazın da acıyor. Bir yudum alacaksın sallama ıhlamurdan. Baharsız bir seneyi düşüneceksin.

Kalpsiz bir adamdan daha mı iyi acaba; adamsız bir kalp

Sonra yine hatırlatacaklar sana. Havanın bir suçu yok. Suç sende diyecekler.

Hep ince giyiniyorsun, ondan.

Erkeklerin Yapabileceği En Büyük Hatalar

“Ben güzel kızlarla seks yapmayı seviyorum”

Bu cümle var. Hakikaten bu cümleyi kuran var. Kurdu bir tanesi geçen gün. Sonra Işıl dalga geçiyor oluyor. Yapabileceğiniz en aptalca şey. Aptalca şeyler söylemek beyler. Hakikaten.

Bak biliyorum kararlarınızı iki şekilde veriyorsunuz. Beyniniz var evet ama çoğunlukla daha aşağıdakini kullanıyorsunuz. Beyninizi en uzun ÖSS’de kullandınız. Daha sonra finallerde. Şimdi önemli mail atarken kullanıyorsunuz, ya da ciddi bir toplantı veya iş görüşmesinde. Geri kalan her şey için Master Card. Biliyorum olur öyle şeyler. O nasıl bir uzuvdur ki koca bir hayatı yönetiyor tek hareketiyle.

Neyse başlayalım. Bu hayatta amsalak olmayacaksın. Buldumcuk da derler bazı yerlerde.

Güzel bacak, popo, meme, dudak, uzun saç her yerde var. Beyaz ten, ince bel. Kısaca Blurred Lines’taki kız işte anladın sen. Bir dur düşün. Hiç tanımadığın ama bu yukarıdakilere sahip bir kızla tanışırsan hiç durma yürü. Ben arkandayım. Hatta bu kadarına bile gerek yok  oğlum manyak mısın, gideri olan her kıza yürü. Gıkım çıkarsa adam değilim.

Ama önceden takıldığın, sana küfür eden,  ya da arkasından küfür ettiğin, çıktığın, saygı duymadığın bi kızla sırf uzun süredir kimseyle sevişmiyorsun diye tekrar takılmaya başlama. Karaktersiz değilsin unutma, sadece seksi seviyorsun. Biriyle yattığın zaman insanlar senin kişiliğinle ilgili yorumlar yapamasın. Erkek desin geçsinler. Senin elinde bu.

Dünyadaki çoğu kapı kapalıdır, bu yüzden eğer içine girmek istediğin bir kapı bulursan ilginç bir şekilde kapıyı çalman lazım. Eğer herkese yaptığın şeyleri, senin için önemli olduğunu düşündüğün birine de yaparsın bil ki o kapı açılmayacak. ‘Ben buyum’ ‘Ben böyleyim kızım, yersen’ demek en büyük hata farkında değilsin. Çünkü bir erkek böyle bir şey diyorsa kesin ‘ne olduğunu’ bilmiyordur. Kendini bilen biri ‘ne olduğunu’ söylemeye ihtiyaç duymaz. Kendini bilen biri bi şeyleri ‘yedirmeye’ de çalışmaz.

Eğer hayatın boyunca karnı yarık harcını ekmek arası yemediysen asla gerçek bir erkek olamazsın. Git çabuk ye!

Senden daha fazla problemi olan biriyle asla yatma! Bu önemli bak. Bitersin. Ailevi sorunlar, yakınlaşma problemleri, iş problemleri, kariyer kaygıları, kötü arkadaşlık ilişkileri… Unutma sen zaten güzel vakit geçirmek istiyosun, böyle bir kızla yattığın an 3. gecenin sabahı iş kötüye gider. Önce ailevi sorunları dinlemeye başlarsın, o eğlenceli kız bir anda ağlayan kız çocuğuna dönüşür, arkadaşlarıyla kavga etmeye başlar, sende kalmaya başlar. Eskiden sadece ‘takılmak’ için arayan kız bir anda ‘öyle bi canım sıkıldı aradım’ demeye başlar. Bi anda kendini memesi için yattığın ama annesinin numarasını telefonuna kaydettiğin (acil durumlarda aramak için) bir kızla çıkarken bulursun. Bu kızların anneleri Ayvalık, Akçay’da falan yaşarlar ya da Foça, Urla falan…Oranın esnafını tanırlar, şişeden bira içerler, şu kızıyla arkadaş gibi olan annelerden. Bildin dimi. Ben söyliyim de sonra demedi deme. O kadar arkadaş gibi ki kızıyla, bazen unuturlar kızlarını.

 “Benim testosteronum çok yüksekmiş, test yaptırdım, doktor bakıp güldü. Libidom o yüzden çokmuş, hareketli sperm sayım %80’miş…” “Mesajını gördüm ama çok işim vardı cevap yazamadım sonra da unuttum yazmayı kusura bakma” gibi cümleler kurma sakın. Ben ne dağ gibi çocuklar gördüm, şimdi arkalarından gülüyoruz. İkinci cümleye gülmüyoruz da, ilki komik oluyor sonradan.

Takım elbise ile sırt çantası takmak. Sırf benim için otur Kanyon’da saat 19:00’dan sonra geleni geçeni bir izle. Bak. Acı ama gerçek bir şey söylicem. Bazı şeyler yakışıklıysan güzel oluyor. Yakışıklı değilsen, ya da ne biliyim o kadar da güvenli değilsen, takma o çantayı. Bu şey gibi, Blake Lively böyle yüzüne gözüne bulaştıra bulaştıra eliyle ayağıyla kebap, hamburger falan yese seksi olur dimi, için gider ‘yerim kız senin ağzını’ dersin. Yalan Dünya’daki Gülistan yese ‘bi ağzını burnunu sil ya ne köylü karısın’ dersin kadına. Onun gibi. Vücudunu tanı, ona göre hareket et. Dondurma yemek herkese Brad Pitt kadar yakışmaz. Aynı şey hafif uyku sersemi eşofmanlarla dışarı çıkmak için de geçerli. Yakışıklı değilsen mide bulandırmak dışında bir işe yaramaz. Ya da yakınlaşma problemlerim var çorapla sevişicem falan diyorsan da geçerli bu. Cidden bak. Bradley Cooper değilsin sen, hiç girme o işlere. Eski yöntemlerle devam et.

Bunlar hikaye, bir erkeğin hatta bir insanın yapabileceği en büyük hata nankör olmasıdır. Kime ve neye karşı ne hissettiğini bilmemektir. Değerlerinizin iki yüzlü olmasıdır. İstersen haftanın beş günü dünyanın en problemli kızlarıyla grup seks yap, bütün kapıları aynı şekilde çal, takım elbisenin üzerine bel çantası tak, beynini aldır sadece penisinle yaşa. Ama asla seni seven birine nankörlük yapma.

Hiç bir kızı “Ya seni seviyorum da seni sevmeyi eskisi kadar sevemiyorum” gibi bir cümle kuracak hale getirme. İyi çocuklarsınız aslında hepiniz biliyorum. Kalbiniz düşmüş kuyuların içindeki sulara nefes almaya çalışıyorlar. Bazen çıkmak istiyorsunuz o kuyulardan ama kuyunun duvarları düz, kuyunun duvarları ıslak. Kuyuya düşenle yetiniyorsunuz en sonunda. Bunu haketmiyorsunuz aslında.

Ve lütfen rica ediyorum boş konuşma. Unutma;

“Have more than you show, speak less than you know”

William Shakespeare, King Lear, Act 1, Scene 4

İdeal Kız Nasıl Olur?

Şaşır.

Starbucks’ta, sana ice-latte alırsa şaşır. ‘Yaaa ben burda hiç böyle güzel şeyler içemiyorum, ne güzel buldun’ de. Ice-Latte’yi öyle bi konumladır ki dünyanın en anlamlı içeceğiymiş ve O bulmuş gibi. Bak Frappuccino falan değil, latte’ye bile bu tepkiyi ver.

‘Bi dakka bi dakka, kahve ağaçta yetişen bir şey mi?’ Anladın mı olayı?

Bu örnek abartı, basic. Ama temel bu, bunun üzerine kurucaz binayı.

Hep bi adım geridesin, hep ürkeksin tamam mı çekirge. Hep ama. Salak kızı oyna demiyorum sana, Esra Ceyda değilsin sen, büyük düşün.  Ama sanki hep böyle kendinden o kadar da emin değilmişsin gibi davranacaksın. Biliyorsun ama çekiniyorsun. First-mover değilsin sen, ilk sen almadın iphone’u, önce başkaları almış da sen biraz beklemişsin hani bozulacak mı diye görmek için. Hala internetten kredi kartıyla alışveriş yapmaya korkan biri gibisin. Değişik bir içkiyi içerken pipeti dudağının ucunda tutar gibisin. Saçını ilk kestirdiği gün üzerine çok konuşan bi kızsın. Zara’da bir şey deneyeceği zaman tek başına olduğu halde hem 36 hem 38’ini kabine alanlardan değilsin, 36 beden üzerine olmayınca kafasını perdeden çıkartıp şapşal şapşal bakıp ‘ya biri bana 38’ini getirebilir mi’ diyenlerdensin.

Sen hep menüye en çok bakansın, grubun en kararsızı. ‘Sen ne yiceksin’ diye soran sensin hep etrafına unutma. Oturmadan önce ‘makarna yicem ben’ diyen sonra çorbaya dönen yan masaya gelen tatlıda gözü kalan arkadaşına ‘pizzayı paylaşalım mı çok büyük sanki’ diyen ama en sonunda ‘ben bi limonata alıyım, naneli dimi?’ diyensin sen.

İçkileri o kadar da bilmeyensin sen, Cardinal Melon’un adını bir türlü hatırlayamayansın. ‘Ben şimdi sana güzel bir şeyler söyliyim’ demelerine izin verensin. Barmen mojito hazırlarken hayran gözlerle onu izleyen kızsın sen. Sonra dönüp ‘ O reklamın müziği ne kadar güzeldi dimi’ diyen kız da sensin. Mojito’yla ilgili bildiğin şey o reklamdan daha fazlası olmayacak asla unutma, ne biliyim ‘Küba’da mojitonun ilk bulunduğu barda bunu aslında şöyle yapıyorlar’ falan gibi cümleler kurmayacaksın asla. Bilsen bile susacaksın.

Şu adaya falan gidince mutlu olanlardansın sen. Bisiklete binince heycanlananlardan hani. Bırak, izin ver adama. 5 yaşındaki kızının bisikletini arkadan tutan bir baba gibi hissetsin kendini. Bırak. Seni adaya getirdi diye kendini Kristof Kolomb sansın, bırak.

Bak bunların bi alt limiti var, işin ucunu kaçırıp, ‘bu birinci köprü mü ikinci köprü mü ben hep karıştırıyorum’ diye soranlar var. Neyse ki o kadar düşmedin sen daha.

Bizim çevremiz biraz daha tarz tabi, hani şu pembe etek giyince altına pembe babet giyen kızlardan yok etrafımızda ama aynı kafada kızlardansın sen. Yana yakıla Breaking Bad’i bekleyenlerden hani. O dizinin ilk sezonunun IMDB notu 3 falandı… Ama yok yok sen o diziyi ilk günden beri sevenlerdensin, öyle davranacaksın…  Get Lucky’i de daha kimse bilmezken sen dinliyordun, sonradan duyuldu ayağa düştü şarkı. Hep bu tarzsın, unutma.

Köpekten korkmayacaksın ama ani hareketleri seni ürkütecek. Seversin ama biraz ürktün öyle üzerine gelince birden tabi sen de haklısın.

Bütün bu masumiyetinin ve yumuşak ses tonunun altında ki iflah olmaz sevişgeni asla öldürmüyorsun ama. Yukarıdaki Starbucks örneğine geri dönüyoruz. Yatakta da sen daha önce hiç böyle şeyler görmedin tavrında olansın ama ilk kez gittiği mekana ne giyileceğini bilen bir kız gibi biliyorsun elini ayağını nereye koyacağını. Karşındaki erkek,  bunu sorgulamaz. ‘Ya bu ikisi aynı anda nasıl oluyor’ demez. Erkekler kurcalamaz, duymak istediğini duyar. Adamın duymak istediğini söyleyensin sen.

Yeniliklere açıksın ama sadece O yanındayken. Miden bulanacak, kusa da bilirsin ilk kez denediğin bir şey olursa, hiç sorun değil. Bünyen zayıf, olur öyle arada.

Şenliklerde, festivallerde üşüyüp arabada oturan kızlardansın sen. Kimin arabası?

İltifat etmeyi seviyorsun sen arkadaşlarına, resimlerin altında kız arkadaşlarınla öyle muhabbetlerin var ki sanki arada birbirinizle takılıyor gibisiniz. Ve tabi ki ‘Girlfriends first!’

Erkeklere hep bi nazlısın ama, cilveli böyle. ‘hahahha tabi’ ‘unutulduk beyfendi’ ‘yaa sen niye benimle uğraşıyorsun’ sitemkar ama tatlı. Net değilsin asla, ‘hadi lan ordan bu da bizi götürecek’ demiyorsun.

Naifsin ama bazı şeyleri iyi bilensin sen, fanatik bir tarafın var. Takımına laf söyletmeyeceksin. Gerekirse formanı giyer maç izlersin sen biliyorum. Mentor bi yanın da var. Saygı duyuyorlar sana, sen öyle sananlardansın. Bir de güzele güzel diyorsun sen, Emily di Donato falan güzel kız, kabul etmişsin orayı.

Sen şu şey kızlardansın, hani kalabalık grupta sevgilisinin yanında oturan, ortama yeni bir kız gelince hele de kız güzelse tanışmak için elini uzatmayanlardansın ‘hııı meraba’ diyenlerdensin. Geldi mi gözünün önüne. Güçlü el sıkanlardan değilsin sen  ama spor salonu satış görevlileriyle Facebook’tan arkadaş olanlardansın.

Sen kendini bildin işte ya,

İçindeki canavar, ruhundaki melekle hesaplaşacak hep. Spor hocasına melek, senin çocuğun ise kararsız prensesi olacaksın.

Bade İşçil olacaksın yani. Öyle bir davranacaksın ki sanki lisede Mahsun Kırmızıgül’le takılan sen değilmişsin gibi. Unutma sen sanki doğuştan Bade İşçil Süalp’mişsin gibi davranacaksın.

Böyle olursan sırtın yere gelmez çekirge. Gelir de, gelmez.

Chill Out Hayatlar

Ayşe Hatun Önal o albümü şimdi çıkartacaktı.

Kimse sallamadı o albümü ama ‘solundan dürtülü gözüm hep örtülü’ diye bir sözü vardır şarkılardan birinin, güzel laf. Beklemezdim o kızdan. Mankendi falan ya, kız meslek lisesi kıvamında şarkı sözleri bekliyor insan.

Ama şimdi öyle mi, artık chill out hayatlar, deep house müzikler, yalandan okunan kitaplar var… Bayramda Çeşme’deydim ben, yıllardır oradayım ben. Çeşme lan orası. Yıllarca 35 plakalı beyaz Q7’ler yanaştı Sole&Mare’nin otopark dediği tarlaya. Yıllarca gençler pembe gömlek giyindi oralarda ellerinde enerji votka. Ne iğrenç bir içkidir enerji votka da yaa. Neyse, bunlar modaydı eskiden, devir değişti artık. Böylelerine kıro diyoruz şimdi. Sanki üniversiteye girdikleri ilk yıl hiç biri gitmedi oralara, biliyorum oğlum gittiniz gördüm ben sizi. Ben de oradaydım. Pullu plaj kıyafetim vardı benim yaa… Şimdi ki gibi salaş askılı, üzerinde ‘hahahhaa, no’ ya da ‘bitches’ yazan, kolları gereğinden fazla oyuk t-shirt’ler giyinmiyorduk plajlarda. O zaman ‘bitch’ olmak kötü bir şeydi. Hayat işte, değişiyor insan.

Neyse, bu devirde chill olacaksın (Ben ‘chill’ diyorum bu hayat tarzına). Adım adım olcaz, rahat ol bende. Şimdi başlıyoruz.

Genel tavrın ‘rahatız, eğleniyoruz, kimse sikimde değil’ şeklinde olacak. Tek başına chill olunmaz, arkadaş grubun olacak. Kızlı erkekli. Herkes kanka ama herkesin birbiriyle en az bir kere öpüşmüş falan olması lazım. Arada yatmış insanlar da olabilir ama ‘olgunuz’, ‘umursamıyoruz böyle şeyleri’ kafasında olacaksınız.

Şimdi boş beleş chill olunmaz. İyi bir okuldan mezun olman lazım, kafan çalışacak, işin gücün olacak. Yoksa serkeş olursun. Serseri derler sana. Ama işin gücün varsa, tarz derler. Paralı chill olacaksın.

Mekan sıkıntı biraz evet haklısın. ‘Genelde evde takılıyoruz’ cümlesi dilinden düşmeyecek bir kere onda anlaşalım. Evde projektör olması lazım aslında ama hadi plazmada kurtarır. Film geceleri, diziler…

Dışarısı için belirli yerler var tabi, yazlık yerlerdeysen gideceğin beachte ‘kum’ olmasına dikkat etmen lazım. İskele-minder konseptini unut. Çeşme için Çiftlikköy tarafındaki beachler uygun senin için. Fun Beach olur, Ramo olur. Alaçatı’ya gidiyim diyorsan Bobou olur. Yok ben illa Aya Yorgi’ye gidicem diyorsan Babylon. Buralarda öyle şişe açtırmak yok, unut onu. Bira içeceksin, ya da sürahide kokteyl. Küba tarzı mojito olabilir. Dur unutuyordum az kalsın, en az bir kere Suma Beach’te sabahlaman lazım. Otun çöpün eksik olmayacak bu arada, onu unutma. Uyuşturucunun en büyük zararı, house müziği beğenmenizi sağlaması değil midir zaten. Veee tabi ki Riders! Giden bilir, çok anlatmaya gerek yok. Oraya gitmeden Çeşme’de chill olunmaz. Şimdi dicen sen nerden biliyon, bizde de var bi chill’lik. Yaptık bi şeyler bizde. 

Unutma salaşsın, ama farkındasın!!! Kitap okuyacaksın, haberlerden haberin olacak. Instagram’ın, Twitter’ın, Facebook’un olacak mutlaka. En az Facebook’u kullanacaksın ama. Genelde Instagram’cısın. Ama böyle kendi resmini çekip koymayacaksın oraya.

Arkadaşlarını çekeceksin, börtü böcek çekeceksin, tek başına masa sandalye, rüzgardan uçmuş palmiye yaprağı, ‘lets smoke and fly’ tarzı yazılar, eski müzik seti fotoğrafı olur, kaset olur, ne bulursan artık. Ananenin evindeki dikiş makinesini çek ,eskitilmiş filtre yap oldun işte. Anladın mı olayı? Filtreler hep en eski olacak, o önemli. Lana Del Rey klibi kıvamında yani. Amatör ama sanki bir hikayesi varmış gibi. Yani umursamıyor ama zamanında canı yanmış gibi. O dikiş makinesini nefes alıyor gibi düşünmen lazım. Son bir şey, resimlerin altına ‘hashtag’ koymayacaksın asla! Sen chill’sin büyük düşün, ‘instagood’ ‘instamood’ ‘picoftheday’ yok unut onları. Anlayan anlar, kimsenin seni ‘like’ etmesine ihtiyacın yok. Roadtrip’cisin sen, Jack Kerouac’ın ‘On the Road’ diye bir kitabı vardır, o tarzsın hep. Californication Hank Moody’sin sen. Aynı anda hem ‘I probably won’t go down in history, but I will go down on your sister’ diye bir cümle kurup hem de ‘A morning of awkwardness is far better than a night of loneliness’ demen lazım. Kalabalığın içinde yalnızsın, unutma. Sabahları boşluk içinde uyanıyorsun. Hemen bir soundcloud.com/blabla hesabı açıyorsun. İdo’nun da var gerçi ama sallama sen onu.

Bak bu chill erkekler yakışıklı mı değil mi anlamazsın asla. Hani bir tarzları olduğu için muhtemelen sana iyi görünürler. Saçlar akışında olacak, öyle uzun değil asla. Dövme? Bilmiyorum yaa.. Çok kritik. Bir anda İdo Tatlıses’e dönüşebilirsin. Dövme de instagram gibi. Hani müzik seti falan yaptırman lazım vücuduna. Çünkü senin hayatın müzik unutma bunu! ‘Music is the safe kind of high’ falan yazdırabilirsin belki. Mayon çiçekli olabilir, pembe de olur sorun yok. Wayfarer güneş gözlüğü takman lazım. Vücudun iyi ama öyle efsane olmayacak asla. Ama chill’de olsan erkeksin unutma,iki meme bi popoya gidersin,hala kıza yazmak en etkili yolun instagram’dan kızın resimlerini like etmek, sorsak dalga geçersin böyle şeylerle… İstediğin kadar Instagram’ dan gece lambası paylaş özün erkek, elin rahat durmuyor. 

Kızsan eğer, net küçük göğüslü olman lazım. Büyük göğüslü kızdan chill olmaz. Büyük göğüslü kız Kate Upton olur zaten niye gidip Suma’da sabahlasın manyak mı. Dövme yaptırabilirsin o kadar istiyorsan, kızlar için çok kritik değil o konu, ama genelde sütyen bölgesini tercih etmen lazım. Sütyenin altı, ya da yanı. Bacak da olabilir. Bacak dediğim baldır. Senin müzik seti yaptırmana gerek yok. Pozitifsin sen, böyle nar ağacı yaptırman lazım, portakal çiçeği falan… Genelde şort giyinmen lazım (yaz için konuşuyorum). Kaşlar tercihen düz, ama Ebru Şallı düzü değil, daha bi dağınık düz. Bakımlısın, ama sanki bu doğal halinmiş gibi davranacaksın. Gömlek giyin bikininin üstüne. Çok yanmak yok, aşırı bronz olmaz chill dediğin.

Liste uzar da ana hatlarıyla böyle. Plak falan seviyorsun unutma, güzel yemek şarap falan da seviyorsun. Arkadaşlarla sohbet, eventler… Ormanlık alan, göl kenarı buralar senin mekanlar.

Bla bla bla bla…

Bir yerde okumuştum, ‘Uzun öpücükten sonra kısa öpücük aşktır.Kısa öpücükten sonra uzun öpücük ise seks.’ diye, çok hoşuma gitmişti.

Hani uzun öpüşmenin sonundaki  kısa öpücük kadar anlamlı yaşıyor gibi görüneceksin hayatı,

Ama aslında kendini bileceksin ki farkın yok, chill de olsan sen de kısa öpücükten sonra gelen uzun öpücük kadar anlamsızsın.

Bir de istersen deep house’ın dibini dinle. Tarkan’dan ‘ölürüm sana’ çalınca libidon yükselmiyorsa, al at kendini çöpe.

Bazı Şanslar Bir Kereliktir

Hayatın kötüye kullandığı bir kızım.

Ben değil, Amy Winehouse yazmış bunu.

Ağlamıştım ölünce. Bugün belki her gün selam verdiğim ya da yıllardır tanıdığım insanlardan biri ölse o kadar ağlamam.

Mutfakta yere oturup ağlaması geliyor gözümün önüne, oradaydım bende çünkü. Duşta ağlaması sonra. Gözleri kızarmıştı ‘şampuandan’ deyip geçmişti. “i love you much, it’s not enough” demek nasıl kolay ama nasıl zor biliyorum. Her ne içiyorsa ondan sonra içine çöken o mutsuzluk geliyor aklıma.

Onun sesi öyle çıkıyordu ‘yemin ederim gerçekten oldu bunlar’ der gibi, dünya duydu onu. O duymadı seni biliyorum.

Senin belki en yakın arkadaşın duyuyor sesini sadece. Bir diğeri sadece sigara yakıyor. Öteki gidiyor başkasıyla sevişiyor her gece, elbiseleri yırtıp tutkuyla öpüşünce geçecek sanıyor. Kız çığlık çığlığa adını haykırınca diğer taraftaki çığlık duyulmaz olur sanırlar. Bilmiyorlar, daha da güçlenir.

Yan komşun yemek yiyerek ayakta kalmaya çalışıyor. Bir diğeri sırayla bütün gün Californication, Black Mirror izliyor deli gibi, düşünmemek için. Kimisi o boşluktan yararlanıp ona ilgi gösteren bir kucağa bırakıyor kendini.

Hep aynı hikaye. Öyle sevenler,toplayamıyorlar kendilerini .Sahip çıkamıyorlar kendilerine bahşedilene. Kendilerini koruyamıyorlar. Sonra da uçamayan kuşlar gibi..Çat! Biri mutlaka vurur böylelerini . Bu kızcağızı kim vurdu ki sesi böyle çıkıyor diyoruz sonra ardından.

Gel gör ki Amy için önemli olan dünyanın onun gibi bir sesi kaybetmesi değildi. Sesi onun için önemli bile değildi.

Önemli olan, onu öpsün diye her gün 50 dolar vermeyi esirgemediği aşık olduğu adamdı. O adamı bir daha kimse öyle sevmeyecek. Amy en çok ona üzülüyordu. Yetenekleri sayesinde yaşadıkları şeyleri herkesten farklı gösteriyor bazıları, dışa vuruyorlar, öyle yerlerde öyle bir kelime kullanıyorlar ki sanıyorsun onun acısı bi başka…  Ama aslında hep aynı şeye üzülüyorlar.

Kendilerine acımıyorlar. Sevdikleri halde onları sevmeyenlere üzülüyorlar. Çünkü biliyorlar, o adamlar ya da o kızlar için bir daha kimse Morrisey’in dediği gibi ‘as i live and breathe, you have killed me’ gibi bi söz yazamayacak.

Oradaydım biliyorum. Ondan bu kadar emin konuşuyorum. Bir kere olur öyle şeyler.

Ne ‘inatçıyım’ lafları duydum ben. Ne ‘vazgeçmem’ naraları atıldı. Ne hırçınlaştı kızlar, ne içti erkekler… Kimse kalmadı sonunda etrafta, o sözleri yazabilenler dışında.

Sıradan ama güvenli bir yeri seçmek, mutfağın soğuk karolarından daha çekici geldi hepsine.

Senin için mutfak karosuna kimse uzanmayacak ağlamak için bir daha biliyorsun dimi? Sen bir kızın çıplak sırtını oraya yatırınca seni sevdi zannedeceksin en fazla. Ya da çocuğun teki içip seni arayınca tamam oldu bu iş sanacaksın.

Unutuyorsun.

Aşk, ödül değil, bedel. Tek kişinin marifeti ve bedelini tek kişi ödüyor. Sevdikçe çoğalır bedel, çoğaldıkça ağırlaşır kalp ve kalbi ağırlaştıkça, insan hafifler.

Kalbi ağır olan ödemeyecek bedeli. Geriye bi kişi kalıyor.

Aynen aynen Amy’den bahsediyorum hala. Farkında değilsin.

Bazı şanslar bi kereliktir, uyuyorsun.